KOMANA (ANTİK BİZANS)
EVDOKSİA, DOKİA (ANTİK BİZANS)
DOKAT (ARAP)
KAH-CUN (İRAN)
DAR ÜN-NUSRET (SELÇUK)
SOBARU (MOĞOL)
DAR ÜN-NASR (YILDIRIM BEYAZIT, OSMANLI DEVLETİ)
TOKAT (OSMANLI VE CUMHURİYET DÖNEMİ)

Tokat, uygarlıkların merkezi
olan Anadolu'da, zengin doğal kaynakları, jeostratejik konumu
nedeni ile, beyliklerin, devletlerin ve imparatorlukların yaşama
ve fetih alanı olmuştur. Orta karadeniz dağlarından güneye,
Anadolu'nun içlerine doğru, değişik rakımlarda dizi dizi
yaylalar, ovalar, bağ ve bahçeler içindeki akarsularıyla,
Dünyada benzeri az olan bu cennet İlimiz, canlı ve zengin
tarihinin izlerini bugün de yaşatmaktadır.
Tokat Merkez olmak üzere, Zile'den Reşadiye'ye, Erbaa ve
Niksar'dan Artova'ya kadar, ilçe ve köylere yayılmış sayısız
tarihi varlıklarımızın pek çoğu, 5000 yıldan bu yana istilalar,
savaşlar, depremler ve tahribatlarla yok olmuş veya
yıkılmışlardır. Yer altında kalanlar gün ışığına çıkarılmayı
beklerken, günümüze kadar oluşan pek çok anıt eser de yeterince
korunamamaktadır. Büyük Atatürk'ün "Misak-ı Milli" diyerek,
sınırlarını çizdiği engin tarihi değerlerini araştırmak, ortaya
çıkarmak, korumak, yeni kuşaklara ve tüm dünyaya tanıtmak,
kültürümüzün, yurt sevgimizin bugünü ve geleceği için milli
görevimizdir.
Büyük Hitit İmparatorluğu batıdan gelen Balkan kavimleri önünde
dağılıp güney doğuya göçerken, Balkan asıllı Frig kavimleri, 500
yıl sürecek uygarlıklarını Anadoluda kurmaya başlarlar.
Sonraları. doğudan güçlü Pers, batıdan Büyük İskender istilası
Anadoluyu baştan sona aşar. M.Ö. 4. yüzyıla geldiğimizde,
bölgenin eski halkı hatti'ler, Hitit'ler, Hurri'ler Mitanni'ler,
Frig'ler zaman içinde yeni kavimlerle kaynaşmış, terk ettikleri
kentler üzerine, Pers, Helenistik ve Pontus kentleri kurulmaya
başlanmıştır. Tokat ilindeki Kelkit, Yeşilırmak ve Çekerek
nehirleri boyunca kurulu Hitit ve Frig yerleşim alanları, M.Ö.
2500-400 arasında, yüksek düzeyde sanat ve kültür yaşamına sahip
olmuştur.
M.Ö. 6. yüzyıl ortalarından, 4. yüzyılın sonuna kadar Pers
egemenliğine giren Anadolu'da Tokat ve çevresini yöneten güçlü
Satrapları M.Ö. 333 de Büyük İskender'in hızlı ve hırslı
istilası ile şaşkına dönen mağrur Pers kralları teslim olurken,
Anadolu'da helenistik çağ başlamaktadır. 300 yıl süren ve sanat
etkinliklerinin zirveye çıktığı bu dönem daha sonra Roma'ya
miras kalacaktır.
M. Ö. 1. yüzyılda küçük Asya fethine gireşen roma imparatorları,
batıdan başlayarak, Anadolu'nun iki önemli yerleşme bölgesi
olan, Kayseri Kapadokya'sı ile kuzeyde Tokat'ın (COMANA) merkezi
olduğu Pontika Kapadokya'sını ele geçirirler. Ancak yörede güçlü
bir devlet kuran Pontus kralları MİTHRİDAT' lar Roma'ya şiddetle
direnmişlerdir. M.Ö. 47 de, SEZAR orduları ile Zileye gelir. 5
aat süren savaş sonunda Pontus kralı 2. PHARNAKES'i yener.
"Geldim, gördüm, yendim." dediği, tarihe mal olan sözcüklede
Zile'deki başarısını özetler. Tokat (COMANA), Niksar (
NEOCAESAREA), Sulusaray (SEBASTOPOLİS), Zile(ZELA) M.S. 5.
yüzyıla kadar birer Roma eyalet şehri olmuşlardır.
4. Yüzyıl sonunda Roma imparatorluğu yıkılır. Doğuda devam eden
yeni Bizans imparatorluğu, Roma devlet düzenine sahip çıkar.
Ancak genç Roma kültür ve sanatını hiristiyan dini ile yorumlar,
kendine özgü, yepyeni bir uygarlığı tüm Anadoluya yayar. 1000
yıl gibi uzun süren Bizans egemenliği, hristiyanlığı Anadolu'da
himaye etmiş, kurumlaştırmıştır. Tokat ve Niksar Pontika
Kapadokyası'nın piskoposluk merkezleri olmuştur.
1071 yılına geldiğimizde, 600 yıldır devam eden Bizans gücünün,
Selçuk ve Danışment Türkleri karşısında gerilemeye başladığını
görüyoruz.
11. yüzyıldan 14. yüzyıl sonuna kadar geçen 300 yıl, Anadolu'da,
birçok devletin kaderini belirleyen, karmaşık ve amansız
mücadelelerle doludur. Tarihçiler için en bol kaynağında bu
devirde yaratıldığını görüyoruz.
12. yüzyılda, Bizans imparatorluğu giderek güçlenen Türk-İslam
devletleri karşısında çökmeye başlamıştır. Selçuklular doğu ve
orta Anadolu'yu, Danişment'ler merkezi Sivas ve Niksar olan
kuzey anadolu'nun iç bölgelerini ele geçirirlerken, kutsal
topraklara ulaşmak isteyen Haçlı orduları, dört bir yandan
Anadolu'ya çıkarlar. Bizans, Selçuk, Danişment, Haçlı
çatışmaları derken, arkasından Moğol akınları silindir gibi
gelerek, Anadolu'ya girerler. Yöremiz dost ve düşmanın karıştığı
tam bir savaş ve güç arenasına döner. Bu arada, Anadolu'da
kurulu pek çok küçük hiristiyan krallık ve beylikleri de
büyüklerin ayakları altında ölüm-kalım mücadelesi
vermektedirler.
13. yüzyıl sonuna kadar sürüp giden ve hareketli dönemde, aynı
gün el değiştiren kentler, yıkılıp yıkılmış, sabah cami olan yer
akşam kilise ertesi sabah tekrar camiye dönüştürülmüştür.
Ayaklanmalar, kanlı hanedan ve taht kavgaları, ihanet ve servet
çatışmaları ile Anadolu'da yer yerinden oynamıştır.
Bu dönemin en önemli uygarlığı şüphesiz Selçuk Türklerinin
Anadolu'da yarattığı hamanist kültür, sanat, bayındırlık,
mimarlık ve bilimsel çalışmalardır. Tokat yöresinde hemen
yüzyüze geldiğimiz, özü güzellik ve sabır olan bu uygarlık,
mücadelerle geçen 2. yüzyıl gibi kısa zamanda Anadolu'nun her
yanına yayılabilmiştir.
13. Yüzyıl, Acımasız Moğol Hanları yüzbinlerce Anadolu insanını
kılıçtan geçirmektedirler. İslam-Hiristiyan herkesin can derdine
düştüğü bu yıllarda, yıkılmaya başlayan Selçuklu hanedanını
kurtarma çareleri arayan "MUİNEDDİN PERVANE'nin Moğollarla
anlaşması, Tokat'tan devleti 15 yıl akıl almaz entrikalarla
yönetmesi, Sultan RÜKNEDDİN KILIÇARSLAN'ı boğdurup yerine
GIYASETTİN KEYHÜSREV'i geçirmesi, mecalsiz Selçuklu devletinin
çöküşü, İlhanlı Hanı OLCAYTON'un doğu Anadolu'yu işgali, İran
Moğollarının, ERTANA beylerinin Tokat ve yöresindeki hakimiyeti,
KADI BURHANETTİN dönemi, dirayetsizlik, huzursuzluk ve isyanlar.
En önemlisi devletin güçlü zamanından sin hristiyanlar tekrar
kent, kale ve köylere dönmektedirler. Ahali sahipsiz, şaşkın ve
korkulu... Burada Evliya Çelebi'den aldığımız ve Tokat ile
ilgili HACI BEKTAŞ VELİ'nin kehanetini verelim.
12. yüzyılda Horasandan gelip Söğut'te Ertuğrul ve Osman Bey'e
giderken Tokat kalesinin kafirler tarafından yeniden zapt
olduğunu görür ve sümbüllü denilen bağda oturarak "İnşallah
yakında yıldırım gibi bir er çıkıp Tokat'ı fetheder" diye
kehanette bulunur. Sümbül bağında bir halifesini seccade sahibi
ederek bırakır. O zat hala "SÜMBÜLLÜ BABA " adıyla meşhur bir
kutup olup orada gömülüdür.
Hacı Bektaş Veli'nin kehaneti 175 yıl sonra doğru çıkar. 1392 de
YILDIRIM BEYAZIT Tokat'ı tüm çevresi ile Osmanlı birliğine dahil
eder. Yükselme devrinde Selçukluların bıraktığı yerden başlayan
Osmanlılar Tokat'ı önemli bir ticaret ve kültür merkezi haline
getirirler. Günümüzde de kullanılan pek çok tarihi anıt, üç asır
süren bu yükselme yıllarında yapılmıştır. Sayısız saray, han,
mederese ve zaviyenin yer aldığı Tokat'ta başta MOLLA LÜTFİ, İBN-İ
KEMAL, MOLLA HÜSREV gibi alimler olmak üzere pek çok devlet
adamı, sanatçı, bilim adamı, tarihçi, bektaşi ve mevlevi
alimleri bu çağlarda yetişmiş, Osmanlı İmparatorluğunun
yükselmesinde ve birliğinde önemli katkıları olmuştur.
17. Yüzyılın bitimi ile beraber gerileyen imparatorluk döneminde
Tokat olumsuz etkilenmiş, gelişme ve canlılığını yitirmiştir.
20. Yüzyıl başlarında Birinci Dünya Savaşının acı günlerini
yaşayan Tokat 1920 Sevr anlaşması ile parçalanmış Anadolu'dan
arta kalan bir avuç Türk bölgesi içinde kalmıştır.
Tokat Wikipedia
Tokat Tarihi Ayrıntılı Bilgiler
Tokat, uygarlıkların merkezi olan Anadolu' da, zengin doğal
kaynakları, jeostratejik konumu nedeni ile, beyliklerin,
devletlerin ve imparatorlukların yaşama ve fetih alanı olmuştur.
Antik dönemde "Komana" adını taşıyan ilde bilinen ilk yerleşge
Hititler dönemine aittir. Kalkolitik ve ilk tunç çağlarının
ardından kurulan eski Hitit krallığı ve daha sonraki Büyük Hitit
İmparatorluğu dönemine ait yerleşim alanları Tokat'ın sulak
vadilerine, bereketli ovalarına serpilmiştir. Görülmeye değer en
önemli merkezlerden biri Zile İlçesinin Yalınyazı yakınındaki
Masat Höyük'tür. Büyük Hitit İmparatorluğu'na bağlı
federasyonlarda bir beye ait bir sarayda ve bu sarayın
yamaçlarında, kentin bulunduğu höyükte arkeolojik kazılar
yapılmış, çivi yazılı tabletler, tunç ve demir çağlara ait
çeşitli seramik eşyalar bulunmuştur. Yüksek düzeyde Hitit kültür
ve sanatı yaşanan diğer önemli merkezler; Erbaa ilçesinde
Horoztepe, J.G.C Anderson'un "Verisa" ve J.Garstang'ın "Zıppalanga"
dediği kutsal Hitit kenti Aktepe (Bolus) Höyüğü, Zile Kalesi'nin
bulunduğu "Anzilia" Höyüğü ile höyük ve kale höyük gibi diğer
yerleşim alanları bulunmaktadır. Buralarda arkeolojik kazılar
yapılmış, kalkolitik döneme ait eserler bulunmuştur.
Ege göç kavimleriyle Batı Anadolu'yu istila eden Frigler Tokat
yöresindeki Çekerek, Tozanlı, Kelkit Çayı boylarında kurulu
Hitit kentlerini işgal etmişlerdir. M.Ö. 8 ve 7. yy da yüksek
düzeyde bir uygarlık kurmuşlardır. Maşat Höyük'te Frigya
dönemine ait yapılar ve çeşitli eşyalar bulunmuştur.
Karadeniz'den gelen Kimmer akınına dayanamayan Frig kavimlerinin
yıkılmasıyla M.Ö. 6. yy'da önce Med, daha sonra da Pers
egemenliğine giren Tokat, büyük Kapadokya Satraplığının (Pers
Eyalet Valiliği) içinde kaldı. Persler, Komana'daki MA
toplantısına karşı kendi Zerdüşt dinlerini yaymak için Zile'ye
dört sütunlu bir Andidis ateş tapınağı ve kırsal alanlarda pek
çok ateşgedeler inşa ettiler. Tokat'ın ekonomik ve stratejik
önemini gözeten Persler, başkentleri Persopolis'ten Ege'de Lidya
Krallığının başkenti Şart merkezine kadar uzanan Kral Yolu'nu
Tokat'tan geçirdiler.
M.Ö. 334 ve 332 de Büyük İskender'in hızlı ve hırslı seferi ile
Anadolu'daki Pers egemenliği son bulmuş, Helenistik çağ
başlamıştır. Bu dönem başlangıcında Pers ve Makedonyalı
soyluların egemenlik çatışmaları sürüp gitmiş, sonunda Pers
kökenli Mithritat önderliğinde Pontus Devleti kurulmuştur.
Giderek güçlenen Pontus Kralları Niksar, Turhal ve Zile'de
Gazafilaklia denen güçlü kaleler, Komana ve Erbaa'da da tapınak,
saray ve villalar yapmışlardır. Karadeniz kıyılarında güçlenen,
zamanla Anadolu'nun büyük bir bölümünü egemenlik içine alan
Pontuslar, Anadolu'yu istila eden Roma ordularına karşı uzun
yıllar süren amansız direniş sürdürmüşlerse de M.Ö. l. yy da
Roma İmparatorluğuna yenik düşmüşlerdir.
Pontus'un güçlü direnişim kırmak için Roma, en güçlü
generallerini Küçük Asya'ya gönderir. Amiral Triarius, Sulla, V.Flaccus,
Lucullus ve Pompeius büyük mücadeleler verirler. Nihayet M.Ö. 47
de Julius Caesar Zile, Tokat'ye gelir ve Roma "ya başkaldıran
Pontus asıllı Basforos kralı 2. Pharnake'nin orduları ile
Altıağaç mevkiinde karşılaşırlar. Her şey beş saat içerisinde
olup bitmiş, uzaktan gelerek çok büyük zafer kazanan Sezar "Veni,
vidi, vici" (Geldim, gördüm, yendim) diyerek Roma'ya
bildirmiştir.400 yıl süren Roma egemenliği sırasında Tokat ve
yöresinde ticaret, bayındırlık ve ulaşım gelişmiş, kentler imar
edilmiş, Komana, Niksar, Zile ve Sulusaray'ın önemi artmıştır.
Tokat Müzesi'nde Roma dönemine ait birçok eser bulunmaktadır.
Niksar'ın Leylek Pınar, Ayvaz, Harmancık, Çanakçı deresi ile
Kaleiçi'nde, Zile'nin ören yerlerinde ve Sulusaray ilçesinde
Roma dönemine ait birçok kalıntı bulunmuştur.
Roma döneminde imparatorluk 395 'te Doğu ve Batı olarak
bölündüğünde Tokat ,Doğu Bizans sınırları içinde kaldı. Bu
dönemdeki en önemli gelişme, Hristiyan-Bizans uygarlığının
Anadolu'da yayılması, yeni bir kültür ve sanat başlatmış
olmasıdır. Ma ve Anaitis gibi tapınakları olan Komana kenti
giderek önemini yitirdi. Hristiyan halk Turhal yakınlarındaki
Dazimnodis ve Tokat Kalesi'nin bulunduğu Evdoksia'ya göç
ettiler. 6-7-8. yy Sasani ve Arap devletleri Bizans'ın en önemli
doğu sorunu oldu. Tokat ve yöresi zaman zaman İstanbul'un
fethine girişen Arap akıncılarının eline geçti. 10 ve 11. yy'da
Türkmen ve göç gazaları ile başlayan Türk-Bizans teması Sultan
Alp Arslan'ın 1071 Malazgirt Savaşı'ndan sonra Bizans'ın geri
çekilmesine dönüştü. Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Gümüştekin
Ahmet Gazi'nin orduları Anadolu'nun büyük bölümünü ele geçirerek
bağımsız beylikler kurdular.
Büyük Selçuklu İmparatoru Sultan Melik Şah'ın komutanlarından
Gümüştekin Ahmet Gazi, 1071 Malazgirt Savaşından sonra orduları
ile Anadolu'ya geldi. Önce Sivas'ı ve 1095 yılında da Niksar'ı
başkent yaptı. Daha sonra Tokat, Zile, Turhal, Zonusa'yı
birliğine kattı. Anadolu Selçuklu Devleti'nden ayrı, bağımsız
bir devlet kuran Danişmendoğulları daha sonra Kayseri ve
Malatya'yı da alarak güçlendiler. Güneye inerek Antakya Bohemont
Prensliğine, Akdeniz'de de Klikya krallığına son verdiler.
Anadolu'nun Türkleşmesinde önemli başarılan olan Melik Ahmet
Gazi, Trabzon-Rum Krallığı 'na, Haçlı ordularına karşı mücadele
vermiş, kardeş Türk devleti olan Anadolu Selçukluları ile de
zaman zaman çatışmalara girmiştir.Danişmend eserlerinin çoğu
Niksar ve Tokat'ta bulunmaktadır. Danişmend oğullarının Tokat
yöresindeki egemenliği Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan'a kadar
sürmüştür.
12. yy ortalarına kadar süren Selçuklu, Danişmend çekişmesine
son veren 2.Kılçarslan tüm Danişmend birliğini kendine katar ve
1186 yılında Türklerin feodal devlet anlayışına uyarak ülkesini
11 oğlu arasında paylaştırır. Tokat, oğullarından Rüknettin
Süleyman'a düşer. Ancak kardeşler arası uyuşmazlıkların
tehlikeli boyutlara ulaştığını gören Süleyman Şah, yeniden
devlet bütünlüğünü sağlar. Anadolu Selçuklu devletinin en önemli
ve güçlü zamanı Tokat'ta 6 yıl emirlik yapan Alaettin
Keykubat'ın dönemidir. 1220 yılında tahta çıkan Alaettin
Keykubat ülke sınırlarını genişletir. Kentleri imar eder, huzur
ve güveni sağlar. 1236 yılında Kayseri'de yediği av etinden
zehirlenip ölen Alaatin Keykubat'ın yerine oğlu 1. Gıyasettin
Keyhüsrev tahta geçer. Genç sultanın dirayetsizliği, emirlerle
uyuşamama nedeni ile göç kafileleri ve nihayet önü güçlükle
alman Babai ayaklanmaları devleti zayıflatmış ve Moğolların
ülkeye girmesini önleyememiştir. 1243 Kösedağ Savaşı devletin
kötü kaderini belirlemiş ve ülke Moğol baskısı altında
kalmıştır. Bu olumsuz gelişmeleri durdurmak için Selçuklu
sultanlarıyla Moğol hanları arasında kilit adam olan Pervane
Muinettin Süleyman, birliği sağlamak yerine, kişisel
ihtirasları ile olayları daha da çıkmaza sokmuş, nihayet 13. yy
sonlarında Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlı Moğollarının
egemenliği altına girmiştir. Pervane Süleyman iktidarında olan
Tokat'ta, bugün Gökmedrese diye anılan çinileri ile ünlü Pervane
Külliyesi inşa edilmiştir.
Cengiz İmparatorluğu parçalandıktan sonra 1256 yılında kurulan
İlhanlı Devleti Türk ve İran kültürü altındaydı. Anadolu
Selçuklu devletine son veren ve yarım yüzyıla yakın Orta ve
Doğu Anadolu'ya egemen olan İlhanlılar bölgedeki siyasi ve
ekonomik üstünlüklerinin yanı sıra Tokat, Zile ve Niksar'da
eserler bırakmışlardır.
İlhanlı Devleti'nin son yıllarında Anadolu valisi Timurtaş,
Mısır'a kaçmış ve yerine yakını Ertana (Eratna) Beyini
bırakmıştı. Bir süre sonra 1340 yılında Emir Ertana bölgede
bağımsız bir hükümdarlık kurdu. Tokat'ı egemenlik alanı içinde
alan ve halkın "Köse Peygamber" diye sevdiği Emir Ertana 1352
yılında ölünce, emirlerin kavgaları ve ayaklanmaları yönetimi
zayıflattı. Parçalanmaya başlayan Ertana ülkesi Tokat ve Niksar
yörelerinde Tacettinoğulları, Hacı Kutluşah ve diğer beylerin
egemenlik çatışmaları ile çökmeye başladı. Nihayet 2. Ertana
hükümdarı Alaattin Ali, kendi döneminde bu huzursuzlukları
önlemeye çalışan devlet adamıydı. Kadı Burhanettin büyük
mücadeleler sonunda yönetime karşı bağımsızlığını ilan etti. Bu
büyük beyliği Sivas'tan yönetmeye başlayan Kadı Burhanettin,
kendisine bağımlı olmak istemeyen Tokat, Niksar, Zile ve Turhal
emirleri ile şiddetli çatışmalara girdi, Tokat'ı sık sık
kuşattı ise de başarılı olamadı. Aynı zamanda şair olan Kadı
Burhanettin, Osmanlı hükümdarı Yıldırım Beyazıt ile savaştı.
1398'de de Akkoyunlu hükümdarı ile girdiği savaşta öldürüldü.
Kadı Burhanettin ile emirler arasında bitmez tükenmez
çatışmalardan usanan Tokal halkı, Osmanlı Sultanı Yıldırım
Bcyazıt'a başvurarak illerinin Osmanlı birliğine katılmasını
istediler.
OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ
1392 yılında Osmanlı Beyliği'ne katılan Tokat'ın adı Dârü'n Nasr
olarak değiştirilmiştir. Bundan kısa bir süre sonra Anadolu'ya
giren Timur orduları Tokat kalesini kuşatmış, ancak elde
edemeyince kentte büyük tahribat yapmıştır. Fetret Devri
dediğimiz dönemde Şehzade Çelebi Mehmet'in Amasya ve Tokat
yörelerinde ayaklanmaları bastırması, Osmanlı Devleti'nde
yeniden dirlik ve düzenlik sağlanması ile Tokat 5 yüzyıl süren
Osmanlı birliği içinde kalmıştır.
Timur, Şah İsmail kuşatmaları, uzun Hasan, Şah İsmail,
Karayazıcı, Celali ve diğer ayaklanmaların yakıp yıktığı Tokat,
su taşkınları ve yer sarsıntılarının yaptığı hasara rağmen
önemini ve gelişimini yitirmemiştir. Başta dokumacılık,
yazmacılık, bakırcılık ve dericilik olmak üzere sanayi ve
ticaret gelişmiş, 14 büyük han, birçok camii ve medresenin yanı
sıra saraylar, hamamlar, köprüler ve çeşmeler yapılmıştır.
Yabancı seyyahların ve Evliya Celebi'nin güzellik ve nimetlerini
anlatmakla bitiremedikleri Tokat 1617 yılında Valide Sultanlara
Voyvodalık olmuş, ünlü Osmanlı sultanlarının gelip gördüğü
orduları ile konakladığı siyasi, kültürel ve ekonomik bir merkez
olmuştur. Tokat, Sivas Beylerbeyliği'nin sancak merkezi olarak,
Osmanlı İmparatorluğu 'nda önde gelen kentlerden biri olmuştur.
Gerileme devrinde kervan yollarından uzak kalan ve bir iç kent
haline gelen Tokat,'Avrupa'da gelişen sanayi ve teknoloji ile
savaşlardan olumsuz etkilenmiş, giderek bölgeler arası ticaret
merkezi olma özelliğini kaybetmiştir.
1863'te nahiye, 1878'de Mutasarrıflık. 1920'de müstakil Liva
olan Tokat, Cumhuriyet'in ilanına kadar kendi kabuğuna
çekilmiştir.
MİLLİ MÜCADELE'DE TOKAT
Bilindiği gibi 19. yüzyılın ikinci yarısında sanayinin
gelişmesi, sömürgecilik ve diplomatik ilişkilerin hızlanmasına
neden oldu. Bu durum ise aynı zamanda büyük devletler arasında
siyasi rekabet, ekonomik çıkar çatışmaları ve anlaşmazlıkları
meydana getirdi. Avrupa devletleri, Osmanlı Devleti'ne "Hasta
Adam" gözüyle bakıyor ve onu sömürülecek bir devlet; Türk
Milleti'ni de idare edilmeye muhtaç bir millet olarak görüyordu.
Osmanlı Devleti'ne gelince; Birinci Dünya Savaşından önce 1911
yılında girdiği Trablusgarb Savaşı'nda son Afrika topraklarını
İtaya'ya kaptırmış, 1912-1913 yıllarındaki Balkan Savaşları'nda
aldığı mağlubiyetle de Rumeli'deki nüfuzunu kaybetmiştir.
Çanakkale Savaşına rağmen I. Dünya Savaşı'ndan da yenik ayrılan
Osmanlı Devleti, Mondros Mütarekesi gibi haysiyet kırıcı bir
antlaşmayı imzalamak mecburiyetinde bırakılmıştır.Türk
Milleti'ne esaret zinciri vurmaya yönelik mütarekenin
imzalanmasıyla Osmanlı Devleti artık resmen değilse bile, fiilen
yıkılmış sayılmakta idi.Ancak, bütün bu olumsuzluklara rağmen,
millet egemenliğine dayalı yeni bir Türk Devleti kurma fikri
ile yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk, Türk Milleti'nin kurtuluşu
yönünde hiç bir zaman ümitsizliğe kapılmadı. O, Türk Milleti'nin
vatanı, bağımsızlığı, bayrağı, namusu... gibi kutsal saydığı
değerleri korumada her türlü fedakârlıktan kaçınmayacağını çok
iyi biliyordu.
Türk Milleti'ne olan güvenini her fırsatta ifade eden Mustafa
Kemal Atatürk, 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkarak Kurtuluş
Savaşı yolunda ilk adımı atmış oldu. Samsun'da başlayan bu
yolculuk Kavak, Havza, Amasya ve Tokat istikametinde devam
edecektir.
Tokat, Birinci Dünya Savaşı sonlarında Sivas vilayetine bağlı
bir sancak merkezi durumunda idi. Bu tarihlerde nüfusu yüz bini
aşan Tokat Sancağı'nda, Türkler çoğunlukta, Rum ve Ermeniler ise
azınlık durumunda idi. Zile, Reşadiye, Niksar ve Erbaa Tokat'a
bağlı kazalardı.
Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı günlerde ve hemen sonrasında
Anadolu'da baş gösteren sıkıntı, şüphesiz Tokat Sancağı halkını
da üzmüş ve gelecek hakkında endişeye düşürmüştür. Bilhassa,
Tokat'ta azınlık durumunda olan Rumların, merkezi Samsun olmak
üzere Tokat'ı da içine alan bölgede Pontus Devleti kurmak
istemeleri, Tokat halkının tedirginliğini daha da artırmakta
idi. Bu durum karşısında Tokat'ta yaşayan Müslümanlar tedbir
amacı ile 25 Şubat 1919 tarihinde "Karadeniz Türkleri Müdafaa-i
Hukuk Cemiyeti" Tokat şubesini kurdular. Bu şubenin bir ay sonra
da merkezi İstanbul'da olan "Vilayeti Şarkiye Müdafaa-i Hukuk
Cemiyeti'ne" bağlandığı bilinmektedir.15 Mayıs 1919'da
Yunanlıların İzmir'i işgal etmeleri Tokat halkı tarafından
tepkiyle karşılanır. Tokat ve kazalarında Redd-i İlhak
Cemiyetleri kuruldu. Yunan işgalini protesto etmek amacıyla da
20 Haziran 1919 günü Niksar'da miting yapıldı. Niksar halkı
nümayiş (miting) sonunda alınan kararları "Redd-i İlhak Cemiyeti
Reisi Mahir" imzasıyla itilaf Devletleri temsilcileri ile A.B.D.
Cumhurbaşkanı Wilson'a gönderir. Bu kararlarda "Biz Türk olan
her vatan parçasının Türk kalmasını istiyoruz. Siz de buna söz
vermiş idiniz. Şimdi ise sözünüzde durmadığınızı görüyoruz.
Anadolu'ya uzatılacak bir tecavüz bizi öldürmek için uzatılan
bir adımdır. İnsaniyet ve adalet namına suikastten vazgeçiniz."
denilmektedir.
Bu arada, 1. Dünya Savaşı'ndan dönen ihtiyat Zabitleri Tokat'ta
"İhtiyat Zabitleri Teavün Cemiyeti" adı altında bir cemiyet
kurdular. Bu cemiyeti kuranlar hem kendi aralarında
yardımlaşmayı sağlamak hem de memleket davalarıyla ilgilenmek
amacıyla ortaya çıkmışlardır. Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin
çalışmalarını yeterli görmeyen ihtiyat Zabitleri: "Memleketin
derin yaralarını saracak vatanperver adamları göremiyoruz.
Kuvvetli bir heyet yoktur ki, Tokat'ı bu hususta tanıtabilsin.
Kendilerini idareden aciz adamlar, bu tehlikeli zamanlarda Tokat
halkım nasıl yönetecekler?" diyerek Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
İdari Hey eti'ne gençlerin de alınmasını istemişlerdi. Sonunda
istekleri yerine getirilerek gençlerin de Müdafa-i Hukuk
Cemiyeti'ne girmeleri sağlanmıştır. Bu durum Tokat'taki mücadele
azmine daha da güç kazandırmıştır.
9. Ordu Müfettişi olarak Anadolu'ya gönderilen Mustafa Kemal
Paşa, 26/27 Haziran 1919 gecesini Tokat'ta geçirdi ve ertesi
sabah Sivas'a hareket etti. Mustafa Kemal Tokat'a geldiğinde
Belediye binasında şehrin ileri gelenleriyle bir toplantı
yaparak memleketin durumu hakkında genel bilgi verdikten sonra
Milli Mücadele'nin kaçınılmaz olduğu konusunda Tokatlıları ikna
etti. Tabii bu arada Mustafa Kemal Paşa'nın bazı engellerle
karşılaştığımı belirtmek gerekir. Mesela, Sivas'a hareketi
sırasında Sivas Valisi Reşit Paşa, Mustafa Kemal'i tevkif etmesi
için özel olarak görevlendirilir. Ancak Mustafa Kemal Paşa,
tedbirliliği ve ince zekâsı sayesinde bu engelleri aşmayı
başarmıştır.
23 Temmuz 1919'da toplanan Erzurum Kongresi'nde vatanın
bütünlüğü ve milletin istiklâli ile ilgili kararların alındığı
bilinmektedir. Bu kongreye Tokat'tan Rıfat (Hamamcıoğlu) Bey ile
Sabri Efendi (Emekli Askeri Kâtip) katılmışlardır. Rıfat Bey,
kongrede yaptığı konuşmada davalarının "Hak ve istiklal" davası
olduğunu belirtmiştir. Sivas Kongresi'ne Tokat'tan temsilci
katılmamasına rağmen, Erzurum Kongresi'nde Temsil Heyeti
üyeliğine seçilen Bekir Sami Bey'in Tokatlı olmasından dolayı
Tokat'ın Sivas Kongresi'nde temsil edilmiş olduğunu
söyleyebiliriz.
Sivas Kongresi sona erdikten hemen sonra Temsil Heyeti, Damat
Ferid Paşa hükümetini istifaya zorlamak amacıyla İstanbul ile
haberleşmeyi kesme kararı aldı. Alınan bu karara Tokat da aynen
uymuştur. 12 Ocak 1920'de açılan son Osmanlı Mebusan Meclisi'nde
Tokat, Ahmet ve Şevki Beyler ile Ömer Fevzi Efendi tarafından
temsil edilmiştir.
İstanbul'un İngilizler tarafından işgal edilmesi ve İngilizlerin
Meclis-i Mebusan'ı basarak bazı Mebusları tutuklayıp sürgüne
göndermeleri, diğer illerde olduğu gibi Tokat'ta da nefretle
karşılandı. Türk Milleti'ne yapılan bu haksızlıkları protesto
etmek için Tokat ve kazalarında mitingler tertip edildi. Ayrıca,
bu vahim olayı kınamak amacıyla itilaf Devletleri mümessillerine
telgraflar çekildi.
İstanbul'un işgali ve Mebuslar Meclisi'nin dağıtılmasından sonra
artık İstanbul'un dışında yeni bir hükümet kurma fikri iyice
kuvvet kazanmaya başladı. Nihayet, 23 Nisan 1920'de Ankara'da
açılan TBMM İstanbul'u tanımadığını ilan etmek suretiyle Türk
Milleti'nin kurtarılması görevini üzerine almış oldu. Açılan bu
yeni mecliste Tokat'ı temsil eden milletvekilleri ise; Rıfat (Hamamcıoğlu)
Bey, Hamdi (Mütevellioğlu) Bey, Mustafa Vasfi (Süsoy) Bey, Nazım
(Eski Harput Valisi) Bey ve İzzet (Gençağaoğlu) Bey'dir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılması kararını tepkiyle
karşılayan İstanbul Hükümeti, Şeyhülislam Dürrizade Abdullah
Efendi'ye 11 Nisan 1920'de bir fetva verdirerek bu yolla Kuva-yı
Milliye ruhunu yok etmeye çalıştı. Anadolu'nun her tarafına
duyurulan bu fetva bazı bölgelerde etkisini göstererek
isyanların çıkmasına sebep oldu. Nitekim, 14 Mayıs 1920 günü
Postacı Nazım adında biri, Sivas'ın Yıldızeli kazasına bağlı
Kaman köyünde isyan etti. Bu isyana karşı tedbir maksadıyla
Tokat'ta 50 kişilik Kuva-yı Milliye kuruldu. Ayrıca Köprübaşı,
Niksar Yolu, Çay, Beybağı ve Erenler mahallelerinde dışarıdan
gelebilecek bir tehlikeye karşı kuvvet bulunduruldu. Bu arada
Niksar ve nahiyelerinden de yardım sağlandı.
9 Mayıs 1920'de Postacı Nazım Yenihan Kaymakamlığı'na gönderdiği
mektupta: "Kavak'ta verilen söze itimadan milletçe muhafaza
sükuna karar verilmişken, 50 kişilik bir müfrezenin sevk
edilmesinden arada itimat kalmadı. İsteklerimize tahriri cevap
alamaz isek muhafaza sükunu mevcut kuvvetimizle ihlâl edeceğiz"
diyordu. Bu isyanın bastırılması için Mustafa Kemal, Zile'de
bulunan 3. Kolordu Komutanı Sefahattin Bey'i görevlendirdi.
Merkezi Amasya'da bulunan 5. Kafkas tümeni Komutanı Yarbay
Cemil Cahit (Toydemir) 3. Kolordu'dan aldığı emir üzerine bir
tabur askeri Zile yoluyla Artova'ya, bir başka taburu da
Tokat'tan Yıldızeli'ne gönderdi. Ancak, gönderilen bu birlikler
asiler karşısında başırılı olamadılar. Bu durumdan iyice cesaret
alan asiler Zile'yi işgal ettiler. Tümen komutanı Yarbay Cemil
Cahit, Yıldızeli'nde bulunan askeri birliğin de desteği ile
Zile'ye girdi ve burayı işgalden kurtardı. Suçlular ve asiler
yakalanarak ağır şekilde cezalandırıldı. Postacı Nazım, Samsun
bölgesinde yakalanarak Amasya'ya getirildi ve idam edildi.
Tokat bölgesinde, TBMM kuvvetlerim uğraştıran bir başka isyan
ise Aynacıoğlu Hasan tarafından çıkarılan isyandır. Aynacıoğlu
çetesi, Akdağ Mağdeni doğusunda bulunan Ayvalıközü'nde Binbaşı
Çolak İbrahim Bey kumandasında 2. Kuvva-i Seyyare tarafından
dağıtılmasına rağmen Aynacıoğlu Hasan, Hükümet kuvvetlerini bir
süre uğraştırdı. Nihayet 1921'de Batı Anadolu'da Yunanlılarla
savaşmak şartı ile teslim oldu.
Bu olayların dışında Tokat ve kazalarında başka çete olayları da
görülmektedir. Bunlar arasında Molla Veli (Artova'nın Çıkrık
Köyü), Kürt Bekir (Kazova'nın Munamah Köyü), Koca Molla (Olukalan
Köyü), Deli Şükrü (Şıhlar Köyü), Ali Çavuş (Fadlı Köyü), İzzet
(Erbaa Beldağı Köyü) çeteleri başta gelmektedir. Bu çetelerden
bazılarının Tokat'ta Rum isyanını bastırmasında hükümete
yardımcı oldukları da inkâr edilemez.
Anadolu'da Kuva-i Milliye hareketini engellemek ve tamamen
ortadan kaldırmak amacıyla İstanbul Hükümeti 'nin kışkırtmaları
sonucunda çıkan isyanlardan başka bunlardan daha tehlikeli bir
durumda olan Rum çeteleri hemen sonra tedhiş hareketlerine
başladılar. Karadeniz bölgesinde başlayan Pontusçuluk hareketi.
Fener Rum Patrikanesi tarafından kışkırtılıyor ve Yunan
hükümetince de destekleniyordu. Merzifon Amerikan Koleji'nde
okuyan Rum öğrencileri 1904 yılında gizli Pontus Cemiyeti'ni
kurdular. 1908'de de çalışmasını genişleten Pontus Cemiyeti,
"Müdafaa-i Meşruta" ve "Mukaddes Anadolu Rum Cemiyeti" gibi
cemiyetler tarafından destekleniyordu. Bunlardan Müdaiaa-i
Meşruta Cemiyeti'nin bir şubesi de Tokat'ta açıldı. Mondros
Mütarekesi'nden sonra iyice azıtan Rumlar, bilhassa Tokat'ın
Erbaa, Niksar ve Reşadiye kazalarında faaliyette bulunuyorlardı.
Rum çetelerinin bu bölgelerde köyleri bastıkları, ırza
geçtikleri, Müslümanları öldürdükleri, evleri yakıp malları gasp
ettikleri bilinmektedir.
TBMM hükümeti, 1921'de Rum çetelerine karşı giriştiği
mücadelede büyük ölçüde başarılı oldu. Tokat temsilcilerinden
Rıfat Bey, 18 Mayıs 1922 günü meclise verdiği önerge ile
Dahiliye Vekilinden Pontusçuluk hakkında açıklama yapmasını
istedi. Karadeniz'deki Rumların büyük bir kısmı memleketin başka
bölgelerine gönderilmek sureti ile Pontusçuluk hareketi önemli
ölçüde çözüme kavuştu. Böylece Tokat'ta etnik bütünlük sağlanmış
oldu.
|